Resimli Tarih

Yazık, cihan bir kahraman kaybetti

Yazan ses6admin

Yazar: Feridun Fazıl Tülbentçi

Cihan tarihinin en büyük savaşı – ihanete uğrayan Yıldırım Bayezit – Timur’un çadırında – Allahın bedbaht ettiği biriyle alay etmek fenadır – Bir kör ve bir topal – Esir arslan – Kütahyada – Güzel Maria Despina – Akşelıirde -Yirmi beş yıldır taşıdığımız kılıcımız nerede ? – Esir olarak yaşamaktansa -Sultanı İklimi Rum Yıldırım Bayezit, şerefle yaşamış, şerefle ölmüştü.

Cihan tarihinin kaydettiği savaşların en büyüklerinden biri olan Ankara Meydan Muharebesi Timur’un galebesiyle neticelenmişti. kızgın anında ihanete uğramıştı. Osmanlı ordularının talihsiz baş kumandanı Yıldırım Bayezit, muharebenin en kızgın anında ihanete uğramıştı. Evvela kara tatarları, sonra Karaman, Germiyan, Saruhan, Aydın ve Menteşe Beylerinin askerleri Timur’un tarafına geçmiş, veziriazamı ile şehzadeleri ve Sırp kıralı harb meydanını terkederek savuşup gitmişlerdi. İsteseydi, belki Bayezit de firar edebilir, canını kurtarabilirdi. Yüz-binler karşısında ancak üç bin yeniçeri ile kaldığı zaman bile, kaçmasını ısrarla söyledikleri halde:

—    Biz Sultan Muradı Hüdavendi-gânn oğluyuz, Allahtan korkarız. Rütbei şahadeti ihraz etmeden evlâdı vatanı terkedemeyiz.

Demiş ve Çataltepe’ye çekilerek sonuna kadar bir yeniçeri neferi gibi döğüşmüş, Çataltepe müdafaasında tarihte benzerlerinden hiçbirine nasib olmayan yüksek bir celâdet sahnesi vücuda getirdikten sonra esir olmuştu.

28 temmuz 1402  de cereyan eden bu savaşın muzaffer başkumandanı Timur, heyecan ve yorgunluklarını dinlendirmek için oğlu Şahruh ile satranç oynuyordu. Şahruh, babasına Çataltepe müdafaasından bahsetti:

—    Üç yüz kadar yeniçeri ile kalmıştı. Bir türlü teslim olmuyordu. Ben ömrümde böyle bir mücadele görmedim. Üzerine binler, on binlerle hücum ediyorduk. Osmanoğlunun korkunç saldırışları gözümden hâlâ gitmiyor, yazık oldu!

Timur başını eğdi. Küffar üzerinde kılıcını eksik etmeyen Osmanoğulları devletini bu hale getirmekle iyi mi etmişti ? Kendi kendine:

—    Tarih inşaallah hakkımızda iyi hüküm verir.

Diye söylendi. Endişesinde haklıydı. Bayezit, babası Sultan Muradı Hüdavendigâr’ın şahadeti üzerine Kosova sahrasında zafer bayraklarının gölgeleri altında calisi taht olmuş, Bizans İmparatorluğunu haraca bağlamış, 25 eylül 1396 da Niğbolu’da Haçlılar ordusunu yerden yere vurarak Balkanları ve Orta Avrupayı nüfuzu altına almıştı. Anadolu Beyliklerini bir bayrak altında topladıktan sonra da kuvvetli bir ordu ile İstanbul kapılarına dayanmıştı. Keşke ihtiraslar ve gururlar bu iki kahramanı karşı karşıya getirmemiş olsaydı. Timurun hatası, sevabından büyük, çok büyüktü. Şimdi işte bunları düşünüyor ve tarihten korkuyordu. Biraz sonra esirini yanına getireceklerdi. Onu bizzat karşılamak üzere çadırının kapısına çıktı, bekledi. Nihayet Bayezit, muhafızların arasında gelmişti. Üstü başı toz toprak içerisinde olmasına rağmen dimdik duruyordu. Gururundan hiçbir şey kaybetmemişti, galibin teveccühünü kazanmak için önünde eğilmeye lüzum görmedi. Hayatının bu en zilletli dakikasında bile hükümdar tavrını değiştirmemişti. Yaralı bir arslan gibiydi. Timur gülüyordu. Bu gülüş, Yıldırım’ı çileden çıkarmaya kâfi geldi.

—    Allahın bedbaht ettiği biriyle alay etmek fenadır!

Diye bağırdı. Timur hâlâ gülüyordu.

—    Sana değil, Allahın bu dünyayı senin gibi bir körle benim gibi bir topala bıraktığına gülüyorum.

Cevabını verdi. Bâzı müverrihlere göre, Bayezidin bir gözü hafifçe sakattı. Çadırın kapısından yan yana içeriye girdiler. Beraberce bir sedire oturdular. Galibin kini geçmişti. Bayezidin vakarını takdir ediyordu. Mağlûbu teselli etti.

— Elem çekmeyin dedi, canınıza kastımız olmadıktan başka mülkünüze de kastımız yoktur. Birkaç gün misafir kaldıktan sonra mülkünüz gene idarenize geçer.

Aradan günler geçti. Timur, verdiği sözü tutmadı. Bayezide hürriyetini iade etmediği gibi ordularını Batı Anadoluya doğru sürdü. Kendisi de esiri ile beraber Kütahya’ya geldi. Torunu Mehmet Mirza Bursaya girmiş, saraydaki hâzineleri ele geçirmiş ve Bayezidin güzel karısı Maria Despina ile iki kızını yakalayıp Kütahyaya göndermişti.

Sevgili karısı Maria’nın Kütahyaya getirildiğini haber alan Bayezit, Timura müracaat ederek Ankarada kazandığı zaferi böyle küçük şeylerle lekelememesini ve karısının ya yanına veyahut oğullarından birinin nezdine gönderilmesini rica etmişti. Timur bu müracaata cevap vermedi. Zavallı Bayezidin gözüne uyku girmiyor, yemek yemiyor, günden güne çöküyordu. Ah bir kurtu-labilse, o zaman yapacağını biliyordu. Yakın silâh arkadaşlarının esaretten kurtulması için yaptıkları teşebbüs bir netice vermemiş, bilâkis kaçmasına mâni olmak için çok sıkı tedbirler alınmış ve pencereleri demir parmaklıklarla örülü bir yere hapsedilmişti.

Timur, Anadoluyu bir harabeye çevirdikten ve Türk birliğini parçaladıktan sonra Semerkand’e dönmek kararını vermişti. Esirini de beraber götürecekti. Emirlerden biri Bayezidin mahpus bulunduğu Akşehire gelerek haber verdi. Yıldırım, Timurun maksadını anlamıştı. Semerkand’e merasimle girerken zafer alayını tetviç edecek olan şanlı yadigârını beraberinde götürmek istiyordu. Halka: “İşte size Rum ikliminin muazzam hükümdarını esir olarak getirdim” diyecekti. Bayezit bu teklifi kabul etmedi:

—    Timur’un talepleri hüsnüniyete makrun değildir. Aylar vardır ki ne ailemizden, ne de şehzadelerimizden haber aldık. Kendi ülkemizde görmediğimiz itibarı Semerkand’de göreceğimizi kim temin eder? Yazık! Cihangirlik iddia eden bir hükümdar böyle mi hareket etmeli, bu kadar küçülmeli miydi?

Emir her ne kadar teminat verdi ise de tesiri olmadı.

Bayezit günden güne zayıflıyor, eriyordu. Semerkand’e götürüleceği haberi mâneviyatını çok bozmuştu. Güzel karısı Maria Despina’nm Timur’un sarayında olduğunu, şehzadelerinin birbirine düştüğünü, Anadolu vahdetinin bozulduğunu, taht kavgalarının başladığını öğrenmiş, teessürü bir kat daha artmıştı. Bir vakitler kendi saflarında harb etmiş olan ve 7 mart 1402 de Timur’un emriyle ziyarete gelen Himmet Beye dertlerini dökmüştü;

—    Bizi Semerkand’e götürmek isterler. Tatar paytah tının sokaklarında tertibedecekleri zafer alaylarında bizi halka teşhir etmek gayesini güderler. Ben neden bugüne kadar bu esaret hayatına tahammül ettim? Neden gururumdan, izzeti nefsimden fedakârlık yaptım? Murat Han gibi şanlı bir padişahın oğlu olan ben. Sultanı İklimi Rum Yıldırım Bayezit Han, neden bugüne kadar sabrettim? Çünkü bir gün gelip tekrar ordularımın başma geçeceğimi ümid ediyordum. Beni Kosova’da, Niğbolu’da muzaffer eden ordularımın başına. Halbuki henüz biz hayatta iken şehzadelerimiz tahtımız için tefrika çıkarırlar. Fakat şanlı menkıbelerimizin tebaamız arasındaki hâtıraları kolay kolay silinmiyecek. Bu benim son sözlerimdir.

Sonra kendisini teselli etmek isteyen Himmet Beye gözleri dolu dolu bakmıştı:

—    Artık her şey tamam oldu. Her şey bitti. Yirmi beş bu kadar yıldır taşıdığımız kılıcımızı bile aldılar. Böyle esir olarak yaşamak neye yarar?

8 mart 1402 de esir padişahın odasına girenler Bayezidi ölü olarak buldular. Sultanı İklimi Rum Yıldırım Bayezit, Semerkand’in mükellef saraylarında bile olsa esir yaşamak istememiş, yüzüğünün kaşına sakladığı bir zehiri yutarak intihar etmişti.

Bunu yolda haber alan Timur, fevkalâde müteessir olmuş;

—    Yazık, demişti, cihan bir kahraman kaybetti!

Yazar

ses6admin