Tanıdığım Tamer Yiğit

Hazırlayan : Sezai Solelli
Yayın Tarihi : 29 Aralık 1962
Ses Dergisi , Yıl 2 Sayı 01 Sayfa 14-15


Muhabirimiz Sezai Solelli ve Tmer Yiğit görülüyorlar

Alain Delon’u ilk defa “3 Sevgili” filminde görmüş ve pek beğenmiştim. Kendi kendime, “İşte” demiştim. “Bize de böyle yeni bir tip lazım. Bir parça daha erkeği, bir parça daha kuvvetlisi…”

O gün Allahtan başka bir şey istesem olacak mıydı, bilmiyorum ama aradan zaman geçmeden benim bu temennim hakikat oldu. Ben “Sen. 1962 Kapak Müsabakası” finalinde maalesef bulunamamıştım. Üç, dört gün sonra matbaaya gelişimde arkadaşlar etrafımı sardılar. Müsabakada birinciliği kazanan genci görmemi istediler. Tam düşündüğüm gibi güzel ve yakışıklı, hem de daha erkek…

Bir hafta sonra Tamer Özyiğitoğlu matbaaya geldi. 1.82 boyunda , 75 kilo ağırlığında, geniş omuzlu, vurduğunu devirecek kuvvette, ama bu kuvvetli görünüşüne rağmen kaba olmaktan çok uzak, zarif sportmen bir genç. Sıhhatli, yanık bir tenin üzerinde sarı, dağınık saçların süslediği bir heykel başı ve bütün samimiyetiyle insanın ta içine bakan berrak deniz mavisi bir çift göz…

Uzun soyadı “Özyiğitoğlu” şurasından burasından sadece “Yiğit” haline getirildikten sonra kendisiyle bir röportaj yapıldı. Birkaç resmi ve prova filmi çekildi. Bir, iki gün sonra devam edeceği İzmir İktisadi ve Ticaret İlimleri Akademisi’nin birinci sınıf imtihanını vermek üzere tekrar memleketine döndü.

Tamer Balıkesirli, hali-vakti yerinde bir ailenin ikinci çocuğudur. Kendinden bir yaş büyük Nermin adında bir ablası, bir de on yaşında Nesrin adında bir kızkardeşi vardır. 10 Ocak 1942’de doğduğuna göre 1963 yılbaşında 20 yaşını bitirmiş oluyor.

–“Daha çocukluğundan beri sinemayı, artistliği severim.” diyor. “Ama bir gün gelip de artist olacağım hiç aklımdan geçmemişti. Bugüne kadar sık sık yapılan çeşitli artist müsabakaları, bende en ufak bir heves dahi uyandıramadı. Çünkü aşağı-yukarı mesleğini seçmiş, oldukça iyi okuyan bir gençtim. Ama Ses böyle bir müsabaka açınca, ne yalan söyleyeyim bir kaç defa “Acaba girsem mi?” demekten kendimi alamadım. O sirada bazı tanıdıklarım da teşvik edince, bir resmimi Ses’e göndererek müsabakaya katıldım.

“Müsabakayı kazandığımı söyledikleri zaman pek sevindim, diyemem. Bambaşka, tuhaf bir his duydum. Zor suallerle karşılaşacağını umduğu için çok çalıştığı bir intihanı basit bir-iki sualle atlatan öğrencinin şaşkınlığı geldi üstüme… Hayatım önce yavaş yavaş, sonra baş döndürücü bir hızla değişmeye başladı.

–“Ne gibi değişiklik bunlar?” diye soruyorum.

Tamer kızarır gibi oluyor. “Mesela daha çok yıllar çalışıp didinerek kendime bir hayat kurmayı düşünürken, birdenbire kendimi İstanbul’da, kendi kazancımla bir ev kurmuş buldum”.

“Sonra, beş-altı ay öncesine kadar ayda, arada sırada, bir arkadaş bana bir mektup yollayacak, ben de ona cevap yazacaktım. Halbuki şimdi, daha ilk filmim gösterilmeden Ses okuyucularından haftada yüzlerce mektup alıyor ve bunlara cevap yetiştirmeye çalışıyorum.”

Biraz şaka yapayım diyorum. İçimi çekerek “Meşhur olmak güzel şey!” diye mırıldanıyorum.

Tamer, “Güzel şey, ama kolay şey değil,” diye cevap veriyor. “Eskiden iki-üç arkadaş kolkola girip rahat raht dolaşabiliyor, şarkı söylüyor, birbirimizle şakalaşabiliyorduk. Şimdi sık sık, yüzüme dikkatli dikkatli bakıp sonra birden yanındakiyle fısıldalaşan çehrelerle karşılaşıyorum. Yarın filmlerim çıktıktan sonra, beni tanıyanlar herhalde daha çoğalacak. Yani insan meşhur oldukça hayatına daha çok çeki düzen vermeye, yaşayışına daha çok dikkat etmeye mecbur oluyor.”

— “Yeni mesleğinden memnun musunuz?”
— “Daha henüz başladım. Birsel Film hesabına çevirdiğim “Daima Kalbimdesin” geçen ay bitti. Şimdi Duru Fİlm hesabına yeni bir kordeleye başlamış bulunuyorum. Diğer iki şirketle de üç film için anlaşmam var. Bu hayhuy içinde memnun muyum, değil miyim, daha henüz pek anlıyamadım.

— “Bu arada herhangi bir macera… Bir aşk falan?…”

Yüzü dalga dalga olunca lafı değiştirmek lazım geliyor.

— “Peki öyle demiyelim de, kadınlar hakkında ne düşünüyorsun diywlim, böylesi daha kolay.”

–“Kadın ya sevilmek veya hürmet edilmek için yaratılmıştır. Bunların dışında kadını düşünemiyorum ben..”

Doğru söze ne denir? Kadın bir yaşa kadar sevilir. Ve o, bir yaş geldikten sonra da sadece hürmet edilir. Hepsi bu.