Hayat Tarih

Başkumandanlık – Savaşın Stratejik Önemi

Yazan ses6admin

Kaynak: Hayat Tarih Dergisi Ağustos 1965 Yıl 1 Sayı 7

Röportaj: Vural Sözer

Fotoğraflar: Sedat Dizici

Savaşın Stratejik Önemi

Anlatan: Garp Cephesi Kumandanlığı Kurmay Başkanı Albay Asım Bey

General Asım Gündüz

Asım Gündüz, emekliye ayrılmadan önceki yıllarda

– Zahmet ederek evime kadar gelmişsiniz. İftihar ettim… Aradan kırk üç sene geçmesine rağmen, istediğiniz muharebeler hakkında, ihtiyar kafamda kalmış olan bazı hatıratımı yazarsanız, ben de ayrıca sevinç duyacağım.

Yalnız, birden 26 Ağustos taaruzuna başlamadan evvel, daha önceki günlere bakarsak taaruzun nasıl, ne gibi müşkülatla yapılmış olduğu hakkında daha iyi bir fikir edinilmiş olur.

Sakarya muharebesi muvaffakıyetle bittikten sonra düşman ordusu Eskişehir-Sayitgazi istikametlerinde çekilirken sıkı bir takip yapamadık. Çünkü Kütahya muharebeleri esnasında ordunun nakliye vasıtaları hemen yok derecesine inmişti. Onun için Sakarya’da ki karargahımız olan Elagöz’den Sivrihisar’a naklettiğimiz zaman ordumuz da Sivrihisar- Aziziye şimal ve cenubunda duraklamıştı. Daha ileriye gidemiyordu. Çünkü ordunun beslenmesi mümkün olamıyordu. Bu sebeple 26 Ağustos taarruzuna kadar takriben bir seneyi mütecaviz ordunun ikmaliyle uğraşıldı. O sırada tümenlerimizin elindeki tüfekler de muhtelif cinstendi. Bunlardan bazısının tüfek başına cephanesi yüz mermiyi bile geçmiyordu. Tümenleri bu bakımdan gruplandırmak, toplaman için büyük bir kurmay mesaisi icap ediyordu. Cephanesi bol olan tümenleri ileri hatlarda, cephanesi kıt olan tümenleri de ihtiyat olarak kullanmak zarureti vardı ki onların başında nakliye vasıtalarını ikmal etmek için rahmetli Atatürk Ankara’da bizzat meşgul oluyor, topladığı vasıtaları cepheye gönderiyordu. Cephane noksanımızı ise memleketin dört köşesinden elimize ne geçerse celb ederek ikmal ediyorduk. Tayyaremiz yok gibiydi. Avrupa’ya, bilhassa Fransa’ya tayyare siparişleri yapıldı. Heyetler gönderildi.

Kurmay Albay Asım Bey, Büyük Taarruzdan 1 gün önce Atatürk ve İnönü ye izahat veriyor.

Taarruz için Hazırlık Başlıyor;

Düşmanı, Eskişehir – Seyitgazi ve Karahisar hattında büsbütün atabilmek için ne suretle hareket etmek icap ettiğini birçok harp oyunlarıyla araştırmıştık. Şöyle düşünüyorduk: Düşmanın başlıca iki üssü vardı. Bunlardan en mühimi İzmir üssüydü. Çünkü herşeyi kolaylıkla oradan alabiliyordu. Bursa üssü, irtibatı güç olması bakımından ikinci derecede bir üs idi. Ordumuzu Akarçay cenubunda toplayabilirsek düşmanın İzmir ile olan irtibatını kolayca kesebilirdik. Binaenaleyh taarruz planımız düşmanı İzmir üssünden ayırmak suretiyle büyük kuvvetlerle cenuptan kuşatıp, ordusunu şimale atmaktı.

Bu projeyi ancak orduyu tamamen hazırlayıp teçhiz ettikten sonra tatbik edebilirdik. Bu da zaman meselesiydi. Uzun münakaşalardan sonra ordumuzu Ağustos ortalarına kadar hazırlayabileceğimizi başkumandanlığa bildirdik.

Akarçay’ın şimalindeki büyük kuvvetlerimizi, geceleyin cenuba indirdik. Cenuba inen bu kuvvetler siperlerde saklanarak düşman tarassutundan uzak kalıyordu. Düşman bu nakliyat ve yığınağımızın katiyen farkına varamadı ve biz 15 Ağustos’tan 24 Ağustos’a kadar on, oniki tümeni gizlice cenuba geçirdik.

TAARRUZ

24 Ağustos günü Akşehir’de ki karargahımızı evvela Şuhut’a naklettik, sonra taarruzdan bir gün evvel Karahisar’a yanaştık, taarruzda tarassut yerimiz olan Kocatepe’nin şarkında bir dere içinde çadırlarımızı kurdurduk.

26 Ağustos sabahı saat 4’te önde koca Atatürk olduğu halde atlarımızla Kocatepe’ye çıktık ve tam saat 6’ya gelir gelmez bütün kolorduların tekmil topları bir anda ateş ederek Karahisar cenubundaki düşman cephelerini dövmeye başladı ki, bu manzara görülecek en büyük savaş tablosuydu.

26 Ağustos taarruzu akşam geç vakitlere kadar devam etti. Düşman da Karahisar cenubundaki müstahkem mevkilerini bırakmak istemiyordu. Çünkü İzmir’e çekilecek kuvvetlerini ancak bu sayede himaye edebilecekti. Yalnız, Güzelim Dağı cihetindeki kuvvetleri geriye çekmeye başlar başlamaz artık düşmanın geriliyeceğine kati surette emin olduk. Süvari Kolordumuz Şuhut’tan sonra çok müşkül vadilerden geçerek Sincan ovasına inmiş, düşmanın yan ve gerilerine düşmüştü.

Biz artık karargahımızı, çadırlardan Karahisar’a naklettik. Şimdiki belediye dairesi olan bina bizim karargahımızdı. Atatürk, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, ben ve karargahımız bu binada kaldık. Yalnız, düşmanı İzmir’e kaçırmamak için çok uğraşıyorduk. Muvaffak 1. Ordumuzu şimale değil, şimali garbiye doğru ilerleterek İzmir yolunu tuttuk.

Son Darbe:

Atatürk bir teklifte bulundu. Kendisi bizzat 1. Ordu karargahında bulunacaktı. Şimalde 2. Orduya da Fevzi Paşa’yı memur etti. Garp Cephesi karargahı, orduların harekatını tanzim ve idare etmek için 30 Ağustos’a kadar Karahisar’da kalacaktı.

30 Ağustos günü gelen malümata, raporlara göre düşman kuvvetleri Murat Dağları şimalinden tamamen kuşatılmış bir vaziyette kalmıştı. Düşmanın takriben yedi-sekiz tümenlik bir ordusu, topuyla, tüfeğiyle, atlarıyla, arabalarıyla, subayları, genaralleriyle tamamen elimize esir düşmüştü. Bunlardan esir olmak istemeyen bazı subaylar ve generaller Murat Dağı’na geçip cenuba kaçmak istedilerse de cenuptan ilerleyen süvari kuvvetlerimiz bunları birer birer yakaladı.

197 total views, 0 views today

Yazar

ses6admin